Bugün ana akım medya kanallarında, parlak stüdyolarda ve güç odaklarının yankı odalarında konuşulanların büyük bir kısmı, sokağın gerçekliğinden tamamen kopuktur. Bize “gündem” adı altında sunulan şey, çoğu zaman halkın asıl sorunlarını örtbas etmek, yoksulluğu görünmez kılmak ve toplumsal tepkiyi uyuşturmak için tasarlanmış devasa bir illüzyondur. Benim gazetecilik anlayışım ve kalemim, işte bu illüzyonu parçalamak için var. Bizim gündemimiz; sarayların, elitlerin veya ayrıcalıklı zümrelerin kapalı kapılar ardında kurduğu kurgular değil; sokakların, çarşının, pazarın ve emeğiyle var olmaya çalışan milyonların çıplak gerçekliğidir.
Gerçek gündem; akşam pazarlarında ucuz sebze arayan emeklinin cebindedir. Geleceksizliğe mahkûm edilmek istenen, liyakatsizlik yüzünden umudunu yurt dışında arayan gencin kırgınlığındadır. Ay sonunu getiremeyen asgari ücretlinin, tarlasını ekemeyen çiftçinin, güvencesiz çalıştırılan işçinin alın terindedir. Bir ülkede mutfaklarda yangın varken, barınma temel bir hak olmaktan çıkıp bir lükse dönüşmüşken, adaletin terazisi bozulmuşken; suni tartışmalarla vakit kaybetmek, halka yapılabilecek en büyük ihanettir. Ben, o fildişi kulelerden topluma bakanların değil, o yangının tam ortasında duranların sesini büyütmeyi bir borç biliyorum.
Gazetecilik, sadece olanı biteni mekanik bir şekilde aktarmak, muktedirlerin sözcülüğünü yapmak değildir. Gerçek gazetecilik, yaşadığı çağın canlı tanığı olmak ve o çağın tarihsel dokusunu cesaretle kayıt altına almaktır. Geçmişe, tarihin o doğal ve filtresiz akışına baktığımızda şunu görürüz: Aydınlanma ve ilerleme, daima gerçeği korkusuzca haykıranların ve dogmalara boyun eğmeyenlerin omuzlarında yükselmiştir. Kalemimi bir silah değil, toplumsal bir uyanışın meşalesi olarak kullanmamın temel sebebi budur.
Fakat sadece şikayet etmek, sadece sorunları yazmak veya ekrandan gerçekleri haykırmak tek başına yetmez. Sorunları tespit etmenin ötesine geçmeli, çözümü de birlikte inşa etmeliyiz. Bugün ihtiyacımız olan şey; bireysel isyanlarımızı örgütlü bir bilince, toplumsal bir dayanışmaya dönüştürmektir. Çağdaş bir geleceği ancak yan yana durarak, omuz omuza vererek kurabiliriz. Sivil inisiyatiflerin, halktan yana toplulukların ve örgütlü mücadelenin gücüne inanan biri olarak; yazılarımı sadece birer “okuma metni” olarak değil, bu büyük toplumsal dayanışma hareketine çağrı yapan birer davetiye olarak görüyorum.
Çünkü anlatılan, sadece benim değil; bizzat senin hikayendir.
Ve bu hikayenin sonunu, bizler yazacağız.

