Toplumları esir alan, onları geri bırakan ve sömürüye açık hale getiren en büyük pranga, fiziksel duvarlar değil; zihinlere vurulan görünmez zincirlerdir. Yüzyıllardır insanlığı karanlıkta tutmaya çalışan dogmalar, sorgulamayan, itaat eden ve aklını bir başkasının ipoteğine veren yığınlar yaratmayı hedefler. Oysa insanı insan yapan, onun düşünme yetisi ve özgür iradesidir. “Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür” olma ideali, sadece tarihi bir vecize değil; bugünün zorbalıklarına, cehalet kuşatmasına ve dayatılmış ezberlere karşı verilmesi gereken en hayati varoluş mücadelesidir. Ben kalemimi, bu zihinsel prangaları kırmak, sorgulayan aklın önündeki engelleri yıkmak için bir itiraz aracı olarak kullanıyorum.

Tarihin doğal ve filtresiz akışına, o gerçek tarihsel dokuya dönüp baktığımızda tek bir mutlak gerçekle karşılaşırız: Aklın ve bilimin rehberliğini reddeden hiçbir toplum ayakta kalamamıştır. Bu bağlamda laiklik, altı boşaltılmaya çalışılan sıradan bir politik ilke veya salt bir yönetim şekli değildir. Laiklik; inanç sömürüsünün önüne geçen, her bireyin kendi inancını veya inançsızlığını özgürce yaşamasını teminat altına alan, devletin tüm inançlara ve kimliklere eşit mesafede durmasını sağlayan bir barış projesidir. Bilimsel düşüncenin, çağdaş eğitimin ve bağımsız birey olabilmenin yegane nefes borusudur. Dini veya ideolojik dogmaların devlet aklını ve toplumsal yaşamı dizayn etmesine karşı durmak, aydınlık bir gelecek için taviz verilemez bir duruştur.

Aydınlanma, tek başına bir odada kitap okuyarak tamamlanacak bireysel bir süreç değildir. Bireysel aydınlanma, ancak toplumsal bir uyanışa ve örgütlü bir bilince dönüştüğünde anlam kazanır. Karanlığa karşı sadece şikayet edenlerden olmak yerine; aklı, bilimi ve çağdaş değerleri merkeze alan bir topluluk, bir hareket, yan yana duran bir irade inşa etmek zorundayız. Farklılıklara saygı duyan, liyakati savunan, hurafelere değil bilime inanan, geçmişin köklü mirasından güç alarak yüzünü geleceğe dönen çağdaş bir yürüyüşü ancak birlikte başlatabiliriz. Benim yazılarım ve çabam, sadece olanı eleştirmek değil, işte bu sivil iradenin ve çağdaş dayanışmanın harcını karmaktır.

Bir gazetecinin ve yazarın en büyük sermayesi, ne kadar çok tıklandığı değil; vicdanının ne kadar hür olduğudur. Benim kalemim hiçbir güç odağının, hiçbir çıkar grubunun, hiçbir tarikatın veya sermaye yapısının himayesinde değildir. Yazılarımda gücümü sadece hakikatten, rehberliğimi ise bilimden ve akıldan alıyorum. Hiçbir dogma, hiçbir sansür ve hiçbir baskı, gerçeğin aydınlığını sonsuza dek perdeleyemez.

Düşüncelerine sınır çizilmesine izin vermeyen, vicdanını özgür kılan herkesi bu aydınlanma mücadelesinin, bu çağdaş ve yeni hikayenin bir parçası olmaya davet ediyorum.