İnsanlık tarihi, üretenlerin ve emeğiyle dünyayı var edenlerin tarihidir. Ancak bugün içinde yaşadığımız vahşi ekonomik sistem, gökdelenleri inşa eden elleri barınaksız, tarlaları ekenleri aç, fabrikaları döndürenleri ise güvencesiz bırakmak üzerine kuruludur. Büyüme masallarının, şatafatlı istatistiklerin ve rekor kıran şirket kârlarının ardında; asgari bir yaşama mahkûm edilen, iş cinayetlerinde hayatını kaybeden ve her gün biraz daha yoksullaştırılan milyonlarca emekçinin gasp edilen hakkı yatmaktadır. Emeğin sesi olmak; sadece bu haksızlıkları kayda geçirmek değil, insanın en temel onuru olan “alın terini” ucuz bir maliyet kalemi olarak gören bu kölelik düzenini kökünden reddetmektir.

Bugün işçinin, memurun, emeklinin, çiftçinin ve emeğiyle geçinmeye çalışan esnafın yaşadığı yoksulluk bir tesadüf veya kader değildir. Bu, zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul yapmak üzere ince ince tasarlanmış, emeğin bilerek değersizleştirildiği sistematik bir sömürü çarkıdır. Güvencesiz çalışmanın esneklik adı altında pazarlandığı, sendikal hakların ve örgütlenmenin birer suç gibi gösterilmeye çalışıldığı bu çark, gücünü emekçilerin dağınıklığından almaktadır. Bizim gazetecilik anlayışımız ve toplumsal çizgimiz; bu sömürü çarkına çomak sokmak, sessiz yığınların sesi olmak ve makyajlanmış yalanların arkasındaki o “gerçek tarihsel dokuyu”, yani ezen ile ezilenin çatışmasını gün yüzüne çıkarmaktır.

Hak verilmez, alınır. Emeğin hakkını alabilmesinin yegane yolu ise bireysel kurtuluş hayallerinden uyanıp, yan yana gelmekten geçer. Sermayenin küresel ve örgütlü olduğu bir çağda, emeğin dağınık ve örgütsüz kalması mağlubiyeti peşinen kabul etmektir. İşte bu yüzden, yazılarımda sadece sorunları teşhir etmekle yetinmiyor; sömürüye karşı duracak “çağdaş bir topluluk”, güçlü bir sivil hareket ve sarsılmaz bir sosyal dayanışma ağı örmenin zorunluluğunu savunuyorum. Haklı olanın güçlü olduğu yeni bir düzeni ancak sendikalarıyla, meslek odalarıyla, sivil inisiyatifleriyle kenetlenmiş bir toplum inşa edebilir.

Bir gazeteci taraf olmak zorundadır; ben tarafımı muktedirlerden, rantiyeden veya sermaye gruplarından yana değil; maden ocaklarından, tekstil atölyelerinden, plazalarda sömürülen beyaz yakalılardan ve tarlalardan yana seçiyorum. Kalemimi; insan onuruna yaraşır bir ücret, güvenli çalışma koşulları, adil bir gelir dağılımı ve insanca bir yaşam mücadelesi için bir siper olarak görüyorum.

Emeğin en yüce değer olduğu, hiç kimsenin bir başkasının alın teri üzerinden zenginleşmediği, adil ve kamucu bir geleceği hep birlikte, omuz omuza dayanışmayla kuracağız.